Biyometrik Hırsızlık

0

“Kimlik hırsızlığı” dendiğinde günümüzde akla çoğunlukla veri hırsızlığı geliyor, fakat gelecekte bu daha da ileri gidecek. Parmak izleri, ses ve göz irisi gibi biyometrik veriler siber suçlular için başlıca hedefler olacak.”

Credits: Unknown
Credits: Unknown

Yakın gelecekte parmak izi, göz irisinin yüksek kaliteli fotoğrafı, kalp sesi ve hatta daha pek çok farklı şey de eklenebilir. Teknoloji geliştikçe biyometrik hırsızlığın da artacağı kaçınılmaz bir gerçek, üstelik sadece ünlüler için değil!

İnsan vücudunda sayısız kişisel özellik var ve bunların hepsi de elektronik olarak işlenebilir. Teknik gelişmelerle birlikte bu özellikler daha detaylı olarak kayıt altına alınabilir, üstelik uzak mesafelerden bile. Yakın gelecekte uçan ufak robotlar (Dron) da bu amaca hizmet edebilir. Henüz mikro dronlar pizza kutusu büyüklüğünde olsalar da, gelecekte böcek boyutuna kadar ufalacaklarına hiç şüphe yok.

ABD Savunma Bakanlığı İleri Araştırma Projeleri Ajansı’nın (DARPA) geliştirdiği Hummingbird drone ise yakın gelecekte bu teknolojinin ne kadar büyük yol alacağını gözler önüne seriyor: Motoru, pili ve kamerasıyla birlikte toplamda 19 gram ağırlığında, kanat açıklığı 16 cm ve saatte 18 km hızla hareket edebiliyor, bununla kalmayıp havada “asılı” durabiliyor ve kapıdan girme gibi manevraların üstesinden rahatlıkla gelebiliyor. Robot böceklerle ilgili çalışmalar ise son hız devam ediyor. Bu böcekler sayesinde girilmesi zor ve tehlikeli olan bölgelerde gerekli araştırmalar yapılabilir. Mesela bir deprem ya da maden enkazında bu böcekler ile araştırma yaparak doğrudan ve hızlı şekilde göçük altındaki insanlara ulaşılabilir.

Kameralar ve lensler de büyük bir hızla gelişmeye devam ediyor: İki Amerikan üniversitesi gelecek 5 yıl içerisinde 50 gigapiksel çözünürlüğe sahip kamerayı kullanıma sunmak için çalışıyorlar. Bu kadar yüksek detayla manzara fotoğrafında bir uğur böceğini bile saptamak mümkün diyor araştırmacılar. Böylece bir fotoğrafçı fark etmeden çektiği bir resimde detayları inceleyerek bile bir şeyler yakalayabilir.

Güçlü objektifler sayesinde sadece parmak, el, iris, retina ve yüz değil diğer biyometrik özellikler olan vücut boyutu, el izi yapısı, el damar yapısı, el geometrisi, tırnak yatağı şekli, kulak şekli, dudak hareketleri, vücut pozisyonu, yüz ifadeleri ve mimikler de tanımlanabilir.

Uçan kameraların yanı sıra tren istasyonlarındaki, hava alanlarındaki, ev ve işyerlerindeki, sokaklardaki, duraklardaki ve hatta mağaza vitrinlerindeki kameralar hayatımızın neredeyse her anını kayda alıyor. Daha birkaç gün önce A.B.D hükümeti 1 milyar dolar bütçeli bir çalışmanın temelini attı: Tüm ülke çapında çalışacak bir yüz tanımlama sistemi. Saptanan yüzler, parmak izi ve hatta beyin dalgası gibi diğer veritabanlarıyla ilişkilendirilecek. A.B.D Senatörü Al Franken endişelerini şu sözlerle açıklıyor: “Bir kere yüzünüzü tanımladıktan sonra isminizi ve sosyal ağlardaki hesabınızı bulabilirler, hangi sokakta olduğunuzu saptayabilir ve takip edebilirler, bir mağazaya ya da kamu dairesine girdiğiniz anda fotoğrafınızı çekebilir ve hatta bunu bir arkadaşınıza dahi gönderebilirler.”

Yüz ve iris tanımlamanın kombinasyonu hali hazırda kimlik tanımlamada kullanılıyor. Sadece bunlar da değil, foto-kameralar çok daha fazla amaçla da kullanılabilir- örneğin, 6 metre mesafeden parmak izleri tespit edilebilir. Alman Federal Kriminal Polis Ofisi (BKA) çalınan parmak izinin latex bir eldiven üzerine kopyalanarak suç mahallinde “sahte deliller” bırakılabileceğini söylüyor. Buna benzer bir olay daha önce Finans Bakanı Wolfgang Schaeuble’ın da başına gelmişti; politik eylemciler birkaç yıl önce bir bardak üzerinden Schaeuble’ın parmak izlerini almış ve magazincilere göndermişti.

İnsanların klavye başındaki davranışları da tutarlıdır: Bir grup insan sadece iki parmak ile yazarken, bir diğer grup on parmak ile hızlı ve kesintisiz olarak yazarlar. “Bu sistem sadece kullanıcıyı tanımlamakla kalmaz aynı zamanda anlık zihinsel durumunu da tanımlar” sonucuna ulaşılmış Kanada’da yapılan bir yüksek lisans tezinde. Bahsedilen sistem, kurban keylogger (yazılan kelimelerin kaydını tutan bir program) mağduru olduğu zaman işe yarıyor. Dinamik sistem, kullanıcının yazdıklarının yanı sıra aynı zamanda gözlerinin hareketlerini, kalp sesini ve tabii ki sesini de inceliyor.

Gerçek hayatımızla ilgili her detay, dijital bir kopyamızı yaratmak için de kullanılabilir. Sanalı gerçeğe yaklaştırmak için çalışmalar her an devam ediyor.

İsviçre Fribourg Üniversitesi’ndeki Avrupa Hukuk Enstitüsü’nün Federal Adalet Ofisi için hazırladığı rapora göre: “Toplanan veriler zaman geçtikçe daha da değerli hale geliyor, teknik gelişmelerle beraber daha fazla veri ve kayıt işlenebiliyor ve birbiriyle ilişkilendirilebiliyor. ‘Veri madenciliği’ ile farklı veri setlerindeki bilgilere, ayrılmış olmasalar bile, erişilebiliyor.” Uzmanlar, raporda belirtilen algoritmaların artık sadece yazıları değil, resimleri, videoları ve ses dosyalarını da inceleyebildiğinin altını çiziyorlar. “Artık daha ilgisiz ve önemsiz gibi gözüken verilerden alınan bilgiler arasında ilişki kurularak gerçeğe yakın kişilik profili yaratma ihtimalimiz var.”
Gerçek kişilikli avatarlar

Bir kişi ile ilgili olan hiçbir detay önemsiz değildir. Fribourg’lu araştırmacılar bunu şu sözlerle açıklıyor: “Gelişen veri analiz yetenekleri, veri işlemcilerini daha fazla veri toplamaya itiyor, öte yandan elde edilen bu veriler henüz işe yaramaz gözükse bile gelecekte bu ve bağlantılı veriler üzerinden daha fazla çıkarım yapılabilir.”

Ocak ayında CeBIT fuarının başında “CeBIT TrendTalks” yapıldı. Bu konuşmalarda alışkanlıklarımızın, sevdiğimiz ve hoşlanmadığımız şeylerin bir mozaik şeklinde birleştirilip birleştirilemeyeceği tartışıldı. Aslında bu fikir öyle çok da uçuk değil: İnsan avatarların geliştirilmesi için başlatılan projenin adı “Sanal İnsan”. Araştırma sonuçlarına göre, bir avatar gerçek bir insanın kişiliğini taklit edebilir, diyor Fransız araştırmacılar. İddialarına göre, gerçek kişinin hareketlerini algılayıp bunu avatara birebir transfer edebiliyorlar. “İfadenin(hareketin) gücünü hesaplayarak kişiselleştirilmiş animasyonlar oluşturabiliriz, böylece izleyici bu ifadeleri sanal insanda gözlemleyebilir.” İlgili kişi o an kontrolde olmasa bile animasyon sanal olarak oynamaya devam edebilir. Gelecekte, sanal karakterlerin ek özelliklere, akıcı hareketlere ve iyi bir kontrole sahip olacağı kaçınılmaz.

Kaynak: Chip Online

Leave A Reply

Your email address will not be published.