Robotlar yerimizi alacak

0

Öngörüler 20 yıl sonra yapay zekânın birçok mesleği yok edeceğini gösteriyor. Ama yeterince yaratıcı olabilirseniz yeni alternatifler de sizi bekliyor. Kişisel dijital küratörlük, merak eğitmenliği, kent çobanlığı seçenekler arasında.

Robotlar yerimizi alacak

İş dünyası, girişimcilik ve inovasyon alanlarında çalışmaları bulunan Nevra Yaraç geleceğin işçilerini neler beklediğini anlattı.

İş hayatında son 20 yılda ne değişti?

1990’larda hayatımıza giren internet, beyaz yakalılar için olduğu kadar otomasyon sistemlerinin gelişimine katkıda bulunarak mavi yakalılar için de iş yapma biçimlerini büyük değişime uğrattı. Sanayi Devrimi’nin ardından teknolojik gelişmenin insanları işlerinden edeceğine ilişkin kaygılar, yine teknolojinin birçok iş alanı yaratmasıyla giderilse de bugün aynısını söylemek çok mümkün değil.İngiliz iktisatçı John Maynard Keynes’in 1930’larda dile getirdiği ‘teknolojik işsizlik’ kavramı da ağırlığını önümüzdeki dönemde iyice hissettirecek.

Piyasa araştırma şirketi Ipsos MORI’nin Londra ofisinden Araştırma Direktörü Alim Erginoğlu, iş hayatında uluslararası alanda son 20 yılda meydana gelen değişimi şöyle açıklıyor: “İşveren açısından talepler, rekabet ortamı değişiyor. Her geçen gün yeni işler kurmak, yatırım yapmak zorlaşıyor. Hatta dünyadaki konjonktüre bakılırsa, sürekli olarak büyük balığın küçük balığı yutması durumu var. Bu, son 20 yılda çok daha dramatik bir hale geldi. Bu gelişmelerle birlikte çalışan da çok ciddi rekabet ortamına girdi.”

Hızlı değişim, önümüzdeki dönemde bu taleplerin hem işverenler hem de çalışanlar açısından karşılanmasını zor hale getirecek gibi. Amerikalı ekonomist Lawrence H. Summers, geçen ay Wall Street Journal’da yayımlanan makalesinde[1] “Gelecekte ekonominin önündeki sorun yeterince üretim yapmak değil, yeterli sayıda ‘iyi iş’ sağlamak olacak. Verimliliğin artması nedeniyle işlerini kaybedenler diğer sektörlerde çalışabilir ancak günümüzde ihtiyaç duyduğu istihdamın azaldığı sektör sayısı, istihdam yaratandan daha fazla.” diye yazmıştı. Uluslararası danışmanlık şirketi McKinsey’in Ocak 2014’te yayınladığı ‘Eğitimden İstihdama: Avrupa Gençliğini İstihdam Etmek’[2] raporuna göre de, işverenlerin yüzde 27’si aradıkları yetenekleri bulamadıkları için geçen yıl bir pozisyonu açık bırakmış. Avrupa’da eğitim kurumlarının yüzde 74’ü mezunlarının işe hazır olduğunu söylese de, bu konuda gençlerin sadece yüzde 38’i, işverenlerin de yüzde 35’i aynı fikirde. Geçmişte iyi üniversiteden mezun olmak iyi iş bulmak için yeterliydi. Bugün kariyer adımlarını sahip olunan yetenekler, beceriler sağlamlaştırıyor.

Geleceğin iş dünyası nasıl şekilleniyor, yapay zekâ çağı mı geliyor?

Araştırmalar, geleceğin iş dünyası için melez bir yapı öngörüyor. Bazı meslekler bütünüyle makinelerin kontrolüne geçerken bazıları insanlar tarafından gerçekleştirilmeye devam edecek ve bazı alanlarda da en iyi sonuçlar insan-makine işbirliğinden gelecek. Oxford Üniversitesi’nin Eylül 2013’te yayınladığı ‘İstihdamın Geleceği: Meslekler Bilgisayarlaşmaya Ne Kadar Duyarlı?’[3]araştırması, yapay zekâ alanındaki gelişmeler mevcut hızda devam ederse ABD’deki mesleklerin yüzde 47’sini bilgisayarların ele geçirme riski olduğunu gösteriyor. Bilgisayarlar taşımacılık, lojistik, üretim işçiliği ve idari destek alanlarında birçok çalışanın yerine geçiyor.

Teknoloji-istihdam ilişkisini ele alan ‘Race Against the Machine’[4] ve ‘The Second Machine Age’[5] kitaplarının yazarları Erik Brynjolfsson ve Andrew McAfee ise tıp, finans, mağazacılık, üretim ve bilimsel icatlarda yarışı kazanmanın makinelere karşı değil, onlarla birlikte yarışmakla mümkün olduğunu savunuyor. Zira bilgisayarların zayıf olduğu noktalarda insanın güçlü olması mükemmel bir ortaklık yaratıyor.

Geleceğin iş dünyasının çalışanları ve liderleri bugünün ‘Y kuşağı’ dediğimiz genç nüfustan ve dijitale doğan ‘Z kuşağı’ndan oluşacak. Bu grup, çağın gerekliliklerine yanıt vermeye önceki nesillerden çok daha yatkın. Ancak becerilerini ve yetkinliklerini geliştirmeleri gerekenler sadece onlar değil, yetişkinlerin de kendilerini geleceğe hazırlamaları gerek. Bu noktada tablo pek iç açıcı değil. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD’nin temel becerilerin toplumda ne ölçüde var olduğunu, iş ve ev ortamında nasıl kullanıldıklarını ölçmek için yaptığı ‘Becerilere Bakış 2013. Yetişkin Becerileri Araştırması İlk Sonuçları’[6] çalışmasına göre, birçok ülkede, nüfusun büyük bölümü gündelik işlerin çoğunda bilişim ve iletişim teknolojilerini kullanmak için gerekli becerilerden ya yoksun ya da hiç deneyimleri yok. Teknoloji yoğun ortamlarda problem çözme ölçeğinde, yetişkinlerin sadece yüzde 2,9 ila 8,8’i en yüksek düzeyde yeterlilik gösteriyor.

Geleceğin iş dünyasına nasıl hazır olunur, nasıl bir kariyer planlaması gerekli?

İş dünyası, organizasyon ve liderlik anlamında dikeyden ziyade yatay örgütlenme ve yönetim anlayışını benimsemeye başlıyor. İşbirlikleri, esneklik ve yenilikçilik bu yapının temel taşları. Bağımsız stratejik araştırma kurumu Institute for the Future’un (IFTF) hazırladığı ‘Geleceğin İş Becerileri 2020’[7] çalışması, önümüzdeki dönemde meslekler ve öğrenme yöntemlerinde değişim yaratacak faktörleri ve bu değişime hazır olmak için gereken becerileri ele alıyor. Çalışmaya göre, insan ömrünün uzamasıyla birlikte sahip olunan kariyer sayısının artması yaşam boyu öğrenmeyi zorunlu kılıyor. Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi Direktörü Tamer Atabarut, özellikle gelişen Batı toplumlarında çalışanların kariyerleri süresince beş kez kariyer değiştirdiklerini, yani değişik uzmanlık/meslek alanlarında çalışmak durumunda kaldıklarını söylüyor. Bu da onların, bildiklerinin yeterli olmadığının bilinciyle yetkinliklerini sürekli çeşitlendiren ve geliştiren bireyler olmalarını gerektiriyor.

Makine-insan işbirliğinin sağlıklı yürümesi içinse çalışanların ‘karşılaştırmalı üstünlükleri”ni keşfetmesi şart. Makinelerin üretim ve hizmet sunma aşamasında sahip olmadığı anlamlandırma, eleştirel düşünme, adaptasyon, esneklik, yaratıcılık, inisiyatif alabilme, takım çalışması, analitik düşünme kabiliyeti, planlama, sosyal ilişkiler ve iletişim gibi yetenekler aranan nitelikler olacak.
Her şeyin programlanabilir olduğu bir çağda sonsuz miktardaki veriye dayanan kararlar almak için gereken becerilerse; veriyi soyut kavramlara dönüştürebilme ve veri temelli akıl yürütme. Video üretimi, dijital animasyon, artırılmış gerçeklik, oyunlaştırma çerçevesinde gelişecek yeni medya kanalları için de yeni bir dil geliştirmek gerekecek. Yeni medyanın sunduğu enformasyonu filtrelemek önem kazanacak. Yeni nesil organizasyonel kavramlar geleneksel yönetim teorilerinden değil, oyun tasarımı, nörobilim ve mutluluk psikolojisi gibi alanlardan geliyor. Bu alanlar yeni eğitim paradigmaları ve araçlarının yaratılmasını sağlayacak. Farklı kültürel ortamlarda iş görebilme de bu yeni dünyanın en önemli özelliklerinden. Sadece dil bilmek değil, değişen durumlara uyum sağlamak ve anlamlandırarak karşılık verebilmek önemli. Sonuç olarak yarının çalışanı mutlaka ‘disiplinler ötesi’ niteliğe; ‘T-şeklinde’ yani bir alanda derinlemesine anlayış sahibi, başka birçok alanda da anlama kapasitesine sahip olmalı.

Değişimin getirdiği riskler ve avantajlar neler?

İş hayatındaki bu dönüşüm, teknoloji sayesinde düşen maliyetler ve artan verimliliğin yanında belli kesimler için ciddi riskler barındırıyor. İngiltere’nin inovasyon alanındaki en önemli kurumlarından NESTA’nın Haziran ayında yayınladığı ‘İşimiz Bitti-Robot Ekonomisi Üzerine Görüşler’[8] adlı kitapta ekonomi yazarı Frances Coppola, otomasyon ve endüstriyel robotlar alanındaki mevcut gelişmeler ışığında önümüzdeki dönemi şöyle özetliyor; “Orta düzeyde becerilere sahip olanlar daha düşük vasıflar gerektiren işlerde çalışmak durumunda kalabilir. İstihdam edilmeyi bekleyen iş gücü çok fazla olursa işverenler çıtayı yükseltmek isteyebilir ve belli bir iş için gerekenden daha yüksek vasıflara sahip olanları işe alabilir. Düşük vasıflı işler için rekabetin, bu tür işlerde çalışanların ücretlerini otomasyon maliyetinden düşük tutma eğilimiyle birleşmesi, maaşların yüksek vasıflı işlerinkiyle aynı hızda artmayacağını gösteriyor. Orta düzeyde vasıf gerektiren işlerin kaybolması, yüksek vasıflı çalışanların kıtlığı ve düşük vasıflı çalışanların yerini makinelerin alması, emek piyasasında çatallaşmaya neden olur. Becerilere göre istihdam profili bir kum saatine benzemeye başlar, şişkin yerlerde yüksek ve düşük vasıflı işler, dar kısımdaysa giderek kaybolan orta düzeyde vasıf gerektiren işler.”

Bununla birlikte otomasyon sistemleri tasarlama, geliştirme ve işletme becerilerine sahip olanları bol kazançlı bir gelecek bekliyor. Alternatif bir bakış açısı da otomasyonun iş yapma biçimlerimizi ve hayatlarımızı değiştirme konusunda gerçek bir fırsat sunduğu. İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılamak için uzun saatler sıkıcı, tekrarlayan, fiziksel olarak yorucu işler yapmak durumunda değil artık. Kendilerine ayıracakları, zevk alarak daha verimli şekilde yapabilecekleri işler için daha fazla zamanları oluyor. Tabii bu işleri yapabilecek becerilere sahiplerse…

Bugünün okulları, iş dünyası geleceğe ne kadar hazır?

Teknoloji kuşkusuz geleneksel eğitim kurumlarındaki reformlardan daha hızlı ilerliyor. Birçok ülke, eğitim sistemlerinde bu hıza yetişmek için girişimlerde bulunuyor. Bu çabalara devlet, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları da destek oluyor. Online eğitimler, beceri kazandırmaya özellikle de dijital dünyaya yönelik eğitimlere başlama yaşı giderek düşüyor. Örneğin İngiltere’deki okullarda Eylül ayında uygulamaya geçecek zorunlu müfredatla, yedi yaşından itibaren çocuklara basit program yazılımları dersi verilecek. 11 yaşına gelen bir öğrenci tek başına telefon aplikasyonu geliştirebilecek, liseyi bitirdiğindeyse karmaşık programları yazabilecek beceriye sahip olacak. Avrupa Birliği ülkelerinin çoğunda mesleki ve teknik eğitim orta öğretim aşamasında başlıyor. Yaşam boyu eğitim ise birçok ülkenin eğitim politikalarında önemli rol oynuyor.

İş dünyası da kendini bu sürece hazırlıyor. Şirketler bu değişime ayak uyduramadıkları ya da direndikleri takdirde rekabet yarışının dışında kalacaklarının farkında. Bu nedenle çalışanlar yeni dönem hakkında bilgilendirilmek amacıyla eğitiliyor, onlara gerekli becerileri kazandırmak için şirket akademileri kuruluyor. ‘Y kuşağı’nı anlamak ve bu kuşağın becerilerini en verimli şekilde kullanmak için çaba sarf ediliyor.

Türkiye’de ne yapılıyor?

Türkiye’de geleceğin çalışanlarına ihtiyaç duydukları becerileri kazandırma konusunda belli başlı çalışmalar yapılıyor ama diploma vermeye ve sınavlara hazırlamaya odaklı bir eğitim sisteminin bu ihtiyaçları karşılayamadığı bir gerçek.

Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi Direktörü Tamer Atabarut,“ Bakanlık, üniversiteler, belediyeler, odalar, bazı STK’lar eğitim faaliyetleri düzenliyor. Ancak kalitesi, içeriği, süresi, çeşitliliği, katılımcı sayısı konusunda kat etmemiz gereken epey yol var.” diyor.

Atabarut’a göre gelişmenin önündeki engeller maddi kısıtlamalar ve toplumsal algı: “Doğup büyüdüğü aileden başlamak üzere, bireyin bir meslek sahibi olması teşvik ediliyor. Global iş hayatı bu doğrultuda ilerlemiyor. Bu gerçek benimsenerek, topyekûn bir zihinsel dönüşüm gerek.”

New York Üniversitesi’nden istatistik ve davranış bilimleri uzmanı Doç. Selçuk Şirin’e göre, dünya hızla doğal kaynaklara ve emeğe dayalı ekonomiden yüksek inovasyona, beceriye dayalı ekonomiye geçerken rekabet edebilmek için yüksek teknoloji ithal etmek yetmiyor: “O teknolojiyi sizin de üretmeniz, onu kullanacak bireyleri iyi eğitmeniz gerek. Dünyanın 17’nci büyük ekonomisiyiz ama son yayınlanan inovasyon endeksinde ilk 60 ülke arasında yokuz. İş dünyası yüksek teknolojiye yatırımı yani araştırma ve geliştirme bütçesini gereksiz görüyor çünkü hâlâ inşaat, teknolojiden daha cazip bir yatırım aracı. İnovasyonun olması için özgür düşünmeniz, bilgiye rahatça ulaşmanız ve sınırsız bir tahayyüle sahip olmanız gerek. Bu olanaklar bizim üniversitelerde yok. Patent başvurularının çok az olması boşuna değil. Zaten OECD’nin (İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı) yaptığı PİSA testi durumu açığa vuruyor. Gençlerin rekabet güçlerini fen, matematik ve daha da önemlisi yaratıcı problem çözme becerileriyle ölçen araştırmada Türkiye gerilerde.” [9]

Ipsos MORI Londra ofisinden Alim Erginoğlu’na göreyse Türkiye, teknoloji, yeni insan kaynakları sistemlerini ithal etmek açısından çok başarılı: “Part-time, farklı saat dilimlerinde, evden ya da mobil çalışma gibi düzenlemeleri Türkiye’deki büyük uluslararası şirketler 3-4 yıldır uygulamaya başladı. İngiltere’de bir süre önce esnek çalışma saatlerini talep etmek her çalışan için bir hak oldu. Bu talebi reddediyorsa, işverenin geçerli bir nedeni olmak zorunda. Danimarka’da bu hak için toplu iş sözleşmelerine atıfta bulunulmuş, sendikalara yetki verilmiş. Fransa’da ise yasayla düzenlenmiş. Oysa Türkiye’de genelde bir çalışanın işverenine esnek çalışma saatleri talebiyle gelmesi kariyerine olumsuz etki edebilir.”

Hangi meslekler kaybolmaya mahkûm?

Kuşkusuz otomasyon sadece üretim değil hizmet sektöründe de bazı meslekleri tekeline alacak. Bu süreç hâlihazırda başladı. Her gün karşılaştığımız gişe memurları ve kasiyerlerin sayısı giderek azalıyor. Sürücüsüz otomobiller, taksi ve otobüs şoförlerini de koltuklarından edebilir. Hastane görevlileri yerlerini robot hasta bakıcılara bırakabilir. E-ticaret, alışverişi tamamen online’a taşıyabilir. ‘Communicating with the Future’[10] kitabının yazarı, fütürist Thomas Frey 2030’da 2 milyar işin kaybolacağını söylüyor. ‘İstihdamın Geleceği: Meslekler Bilgisayarlaşmaya Ne Kadar Duyarlı?’ araştırmasında sıralanan 720 işten 10’u otomasyona karşı en savunmasızlar: Telepazarlamacılar, belge inceleyici, soyutlayıcı ve araştırıcılar, kanalizasyoncular, matematik teknisyenleri, sigortacılar, saat tamircileri, kargocu ve nakliyeciler, vergi hesaplayıcıları, fotoğraf işleme ve işleme makinesi operatörleri, kütüphane teknisyenleri.

2030’da olsaydık, bu haber pekâlâ bir robotun imzasını taşıyor olabilirdi. Zira ABD merkezli Narrative Science adlı şirket 2012’de veriler girildiğinde haber yazan bir yazılım geliştirmiş. Şirketin ortağı Dr. Kristian Hammond da 2030’da haberlerin yüzde 90’ının algoritmaların kullanıldığı robot gazeteciler tarafından yazılacağını söylemişti. 20-30 yıl sonraysa “Ne iş yapıyorsun?” diye sorduklarımızdan şu yanıtları almamız kuvvetle muhtemel: “Verimlilik danışmanıyım, kişisel dijital küratörüm, mikrobiyal dengeleyiciyim, merak eğitmeniyim, alternatif para birimi spekülatörüyüm, kent çobanıyım, 3D yazıcı uzmanıyım, dijital detoks terapistiyim ya da mahremiyet danışmanıyım…”

Kaynak: Aljazeera Türk

REFERANSLAR

[1] http://online.wsj.com/articles/lawrence-h-summers-on-the-economic-challe…
[2] http://www.mckinsey.com/insights/social_sector/converting_education_to_e…
[3] http://www.oxfordmartin.ox.ac.uk/downloads/academic/The_Future_of_Employ…
[4] http://raceagainstthemachine.com/
[5] http://www.secondmachineage.com/
[6] http://skills.oecd.org/OECD_Skills_Outlook_2013.pdf
[7] http://www.iftf.org/futureworkskills/
[8] http://www.nesta.org.uk/sites/default/files/our_work_here_is_done_robot_…
[9] http://gpseducation.oecd.org/CountryProfile?primaryCountry=TUR&treshold=10&topic=PI
[10] http://www.amazon.com/Communicating-Future-Re-engineering-Intentions-Mas…

Leave A Reply

Your email address will not be published.