
Otizmle ilişkili nadir genetik sendromun görülme sıklığı yeniden hesaplandı: Phelan-McDermid için 1/7.300 tahmini
Phelan-McDermid sendromu (PMS) hakkında yayımlanan yeni tahminler, bu nadir genetik durumun sanılandan daha sık görülebileceğini işaret ediyor. Seaver Otizm Merkezi’ndeki araştırmacıların da yer aldığı, çok disiplinli bir ekip tarafından yürütülen çalışma, otizm spektrum bozukluğu (OSB) ile ilişkili genetik verileri daha geniş bir örneklemle yeniden değerlendirerek PMS’in olası yaygınlığına dair daha net bir çerçeve sunmayı amaçladı.
Çalışma kapsamında, yaklaşık 180.000 kişiyle bağlantılı genetik bilgiler incelendi. Araştırmacılar, PMS’in OSB ile birlikte görülebildiği bilinen genetik mekanizmalarını temel alarak, sendromu doğrudan tanımlayan varyantların popülasyondaki olası oranını yeniden hesapladı. Sonuçlar, yakın zamanda Autism Research dergisinde yayımlandı ve PMS’in yaklaşık 1/7.300 kişide görüldüğünü gösteren bir tahmine ulaşıldığını bildirdi. Bu oran, daha önce bildirilen tahminlerin anlamlı ölçüde üzerinde.
PMS’in genetik nedeni, kromozom 22 üzerinde yer alan SHANK3 genindeki delesyonlar veya mutasyonlarla ilişkilendiriliyor. Araştırmanın işaret ettiği gibi SHANK3, sinaptik işlev ve nörogelişim süreçleri açısından kritik bir rol oynuyor. İlgili genetik değişiklikler, sinir hücreleri arasındaki iletişimin kurulmasında ve sürdürülmesinde aksamalara yol açabildiği için, nörogelişimsel bozukluklarla uyumlu belirti örüntülerini etkileyebiliyor.
Çalışmada PMS’e eşlik edebilen klinik bulgulara ilişkin bilgiler de hatırlatılıyor. Buna göre sendrom; zihinsel yetersizlikler ve gelişimsel gecikmeler gibi nörogelişim alanlarını etkileyen durumlarla birlikte değerlendirilebiliyor. Ayrıca PMS, bireyden bireye değişebilen çok geniş bir belirti yelpazesiyle ilişkilendiriliyor. Bu heterojenlik, genetik testlerin yorumlanmasının ve klinik değerlendirmelerin neden önemli olduğuna dair pratik bir hatırlatma niteliği taşıyor.
Araştırmanın önemli taraflarından biri, tahminleri üretirken tek bir veri kaynağına dayanmak yerine çoklu kaynaklardan gelen bilgileri birlikte değerlendiren bir model yaklaşımı kullanması. Bu yaklaşım, daha önceki çalışmalarda gözden kaçmış olabilecek sinyal ve örüntülerin yakalanmasına yardımcı olabilir. Bununla birlikte, yaygınlık tahminlerinin nüfus, seçilme biçimi ve veri kapsamı gibi unsurlardan etkilenebileceği de unutulmamalı. Bu nedenle yeni oranın, farklı ülke ve sağlık sistemlerinde aynı şekilde genellenebilirliğinin daha ileri çalışmalarla test edilmesi gerekebilir.
Otizmle ilişkili genetik nedenleri daha hassas biçimde tanımlamaya yönelik çabalar, hem tanı sürecinde hem de risk değerlendirmesinde giderek daha fazla önem kazanıyor. PMS gibi belirli genetik mekanizmalarla bağlantılı sendromların sıklığının daha gerçekçi aralıklarda tahmin edilmesi, klinik uzmanların hangi genetik varyantlara daha yüksek öncelik verebileceğini düşünürken yol gösterici olabilir. Yine de, bu çalışma bir tedavi yönlendirmesi sunmaktan ziyade hastalığın görülebilme oranına dair epidemiyolojik bir yeniden değerlendirme sağlıyor.

Splice edilen lncRNA’ların çekirdekten çıkışı: EJC ve NPC bileşenlerinin hedefe dönük rolü
Nanopartiküllerle hücre organellerini hedeflemeye yönelik protokol rehberi yayımlandı